Son yıllarda raket sporlarına ilgi duyanların karşısına tenis dışında iki seçenek daha sık çıkmaya başladı: padel ve pickleball. Her ikisi de Türkiye’de giderek daha fazla ilgi gören raket sporları arasında yer alıyor. Peki padel mi pickleball mı, hangisiyle başlamak daha mantıklı?
Koşmaya başladığınızda ilk baktığınız ekipman büyük ihtimalle koşu gözlüğü olmaz. Çoğumuz önce doğru koşu ayakkabısını araştırırız. Ardından şort, tişört, çorap ve belki bir spor saatine göz atarız. Fakat bir süre sonra sahilde, parkta veya yarışlarda koşan insanların gözündeki spor gözlükleri dikkatinizi çekmeye başlayabilir.
İstanbul’da tek başına koşmaktan sıkıldıysan ya da sabah 7’de yataktan kalkmak için bir sebep arıyorsan, aradığın şey büyük ihtimalle bir koşu grubu. Şehirde onlarca koşu grupları var; çoğu ücretsiz, çoğu her seviyeye açık ve neredeyse hepsi Instagram üzerinden yaşıyor. Sorun şu ki hangisinin hâlâ aktif olduğunu, hangisinin aslında ücretli bir antrenörlük hizmeti olduğunu ve kimin ne zaman koştuğunu tek bir yerde görmek mümkün değil.
Bu yazıda İstanbul’daki 41 kaydı tek tek elden geçirdik. Aşağıda gerçekten var olan, hesabı yaşayan grupları semtlerine ve büyüklüklerine göre listeledik; buluşma gün ve saatini kendi kaynağından doğrulayabildiğimiz 13 grubu ayrı bir tabloya aldık; ücretli koçluk işletmelerini de topluluk koşularından ayırdık.
Pickleball oynamaya karar verdiniz, ilk maçınızı yaptınız ve “Bu spor gerçekten keyifliymiş, devam edebilirim.” dediniz. Sıra kendi ekipmanınızı almaya geldiğinde ihtiyaç listenizin başında doğal olarak bir pickleball raketi bulunacak.
Ancak mağazalarda veya internet sitelerinde araştırma yapmaya başladığınızda hafif, orta ve ağır raketlerden söz edildiğini göreceksiniz. Tam ağırlık konusunu anladığınızı düşünürken bu kez fiberglass ve karbon fiber yüzeyler karşınıza çıkacak. Ardından 14 mm ve 16 mm çekirdekler, foam-core teknolojisi, widebody ve elongated gibi teknik ifadeler devreye girecek.
Herkese merhaba! Daha önceki HYROX yazımda belirttiğim gibi önümüzdeki sene bu yarışmaya katılmayı hedefliyorum. Bunun için sadece antrenman yapmıyor, aynı zamanda yarışmaya katılan sporcuların videolarını izliyor ve internet üzerindeki yorumlarını okuyorum.
Bir itirafta bulunayım: Bir aktiviteyi yapmak ne kadar heyecan verici olsa da sonrasında ekipmanları toplamak, temizlemek ve ekipman bakımı yapmak beni aynı ölçüde heyecanlandırmıyor. Eminim bu konuda yalnız değilim.
Hadi gelin bugün sizlere yapılacak listemde yer alan bir şeyden bahsedeyim; HYROX. Kesinlikle spor ile ilgileniyorsanız HYROX’u duymuşsunuzdur.
Doğada yürüyüşe çıkmaya karar verdiğimizde çoğumuzun aklında göreceğimiz manzaralar, temiz hava ve güzel bir rota vardır. Hazırlık yaparken de genellikle giyeceğimiz ayakkabıyı, çantamızı ve yanımıza alacağımız yiyecekleri planlarız. Fakat trekking güvenliği yalnızca doğru ayakkabıyı giymekten veya çantaya bir yağmurluk koymaktan ibaret değildir.
Terledikten sonra kendinizi yorgun, halsiz veya bitkin hissettiğiniz oldu mu? Ya da uzun bir yürüyüş, koşu veya antrenmandan sonra kaslarınıza kramp girdi mi? Bence cevabınız kesinlikle evettir. Çoğumuz ise bu durumun vücudumuzun su kaybından kaynaklandığını düşünür. Sonuçta terledik ve su kaybettik değil mi? Maalesef cevap tam olarak bu değildir. Çoğu zaman asıl sorun elektrolit eksikliğidir.
Bir su sporuna ilgi duymaya başladığınızda aklınıza gelecek ilk konulardan biri büyük ihtimalle ekipmanlardır. Birçok farklı markanın, farklı kullanım amaçlarına göre geliştirdiği yüzlerce ürünle karşılaşırsınız. “Hangi ürünü almalıyım?”, “Hangi markayı tercih etmeliyim?”, “Başlangıç için ne kadar bütçe ayırmam gerekiyor?”, “Pahalı ekipmanlar gerçekten gerekli mi?” veya “Her şeyi en baştan satın almalı mıyım?” gibi soruların kafanızı karıştırması oldukça normaldir.









