İçeriğe atla
5 Kasım 2026 · Perşembe Her macera bir yerden başlar
Instagram YouTube Pinterest Facebook X Kaydettiklerim English Русский Deutsch
Koşu

Koşu Ayakkabısı Ne Zaman Değiştirilir? Kaç Kilometre Dayanır?

Advenway 6 Eylül 2026 Paylaş f W X P @
Yüzlerce kilometre kullanılmış bir koşu ayakkabısı çiftinin arkadan görünümü; topuk desteği ve orta taban, değiştirme kararı verirken ilk bakılacak yerler

Bir koşu ayakkabısı satın aldınız, yüzlerce kilometre boyunca kullandınız ve bir noktada aklınıza şu soru geldi: “Bu ayakkabı daha ne kadar gider?” Cevabını internette aradığınızda işler biraz daha karışıyor, çünkü karşınıza 500, 600, 700, 800 kilometre gibi farklı rakamlar çıkıyor. Diyelim ki siz de bu kilometrelere ulaştınız; bu kez ikinci soru geliyor: “Eee, şimdi ayakkabıyı değiştirmem mi gerekiyor?”

Hayır. Sırf belirli bir kilometreyi geçtiniz diye ayakkabınızı hemen emekliye ayırmanız gerekmiyor, çünkü bir koşu ayakkabısının ömrünü belirlemek bu kadar basit değil. Hatta aynı markanın farklı modellerinde bile dayanıklılık ciddi şekilde değişebiliyor: ayakkabının yapısı, kullanılan köpük, koşu formunuz, koştuğunuz zemin, kullanım şekliniz ve ayakkabının maruz kaldığı yük gibi birçok faktör devreye giriyor. Bu nedenle yalnızca kilometreye bakmak tek başına doğru bir yöntem değil.

Koşu Ayakkabısı Kaç Kilometre Dayanır?

En sık karşılaşacağınız aralık yaklaşık 500–800 kilometre olacaktır. ASICS de genel bir referans olarak 300–500 mil, yani kabaca 480–800 kilometre aralığında ayakkabının değiştirilmesini değerlendirmeyi öneriyor. Ancak aynı marka bile bunun kesin bir son kullanma tarihi olmadığını; koşu zemini, koşucunun yapısı ve koşu biçimi gibi faktörlerin aşınmayı etkilediğini belirtiyor. Bazı ayakkabılar 700 kilometreden sonra hâlâ gayet düzgün hissettirebilirken bazı modeller çok daha erken dönemde karakterini kaybedebilir.

Bu nedenle kilometreyi bir son kullanma tarihi gibi değil, bir kontrol noktası gibi düşünmek daha faydalı. Örneğin ayakkabınız 500 kilometreyi geçtiğinde “artık bunu değiştirmeliyim” demek yerine “bunu biraz daha dikkatli kontrol etmeliyim” demek daha doğru.

500–800 Kilometre Rakamı Nereden Geliyor?

Koşu ayakkabılarının kullanım arttıkça mekanik özelliklerinin değişebildiğini gösteren çalışmalar uzun zamandır var. 1980’lerde yapılan laboratuvar çalışmalarında ayakkabıların darbe emme özelliklerinin kullanımla birlikte değiştiği görülürken, ayakkabılar arasında daha başlangıçta bile ciddi farklılıklar olduğu bulunmuştu. Daha yeni çalışmalar ise kullanılan orta taban malzemesinin dayanıklılık üzerinde önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

Örneğin EVA ile farklı poliüretan veya yeni nesil köpüklerin yüzlerce kilometrelik kullanım sonrasında aynı şekilde davranmasını bekleyemiyoruz. Buradaki en önemli nokta şu: her köpük aynı şekilde yaşlanmıyor. Dolayısıyla bütün koşu ayakkabılarına tek bir kilometre sınırı koymak zaten pek mümkün değil.

Koşu Ayakkabısı Ömrünü Ne Belirliyor?

Aynı koşu ayakkabısı modelini iki farklı koşucuya verdiğinizde ikisinin de tam olarak aynı kilometrede eskimesini beklememek gerekiyor.

Koşucunun Ağırlığı

Ayakkabının her adımda maruz kaldığı yük koşucudan koşucuya değişir; bu da orta tabanın ve diğer malzemelerin zaman içinde nasıl davrandığını etkileyebilir. Buradan “daha ağır koşucular ayakkabıyı mutlaka daha erken değiştirmeli” gibi doğrudan bir sonuç çıkarmamak gerekiyor. Sadece kilometrenin yanında ayakkabının fiziksel durumunu ve koşu hissini biraz daha yakından takip etmek mantıklı olabilir. Üstelik ağırlık tek başına belirleyici bir faktör değil; diğer değişkenlerle birlikte düşünülmeli.

Koşu Formu

Topuk, orta ayak veya ön ayak ağırlıklı basış tabanın farklı bölgelerinin daha hızlı aşınmasına neden olabilir. Bazı koşucuların dış topuk bölgesi hızlı şekilde aşınırken başka bir koşucunun aynı model ayakkabısında ön taban çok daha fazla yıpranabilir. Ayakkabınızın altına baktığınızda aşınmanın nerede yoğunlaştığını genellikle rahatlıkla görebilirsiniz; basış biçiminizin adı konusunda kararsızsanız pronasyon, supinasyon ve nötr basış arasındaki farkları anlatan yazımız işinize yarayabilir.

Koştuğunuz Zemin

Pürüzlü asfalt, beton, tartan pist ve koşu bandı ayakkabının dış tabanını aynı şekilde yıpratmaz. Sürekli sert ve aşındırıcı zeminde koşuyorsanız dış taban kauçuğunun daha hızlı yıpranması mümkün. Trail koşusunun oluşturduğu aşınma ile koşu bandındaki aşınmanın da aynı olmasını beklememek gerekiyor.

Ayakkabının Kendisi

Belki de en büyük değişkenlerden biri bu. Kalın dış taban kauçuğuna sahip dayanıklı bir günlük antrenman ayakkabısıyla gram hesabı yapılarak tasarlanmış hafif bir yarış ayakkabısının aynı ömrü göstermesini bekleyemeyiz. Modeller arasındaki taban yapısı farkını merak ediyorsanız stack height yazımız bu tarafı ayrıntılandırıyor. Bu nedenle kilometre karşılaştırmalarını mümkün olduğunca aynı kullanım sınıfındaki ayakkabılar arasında yapmak daha mantıklı.

Kilometre Saymıyorsanız Ayakkabının Bittiğini Nasıl Anlarsınız?

Strava, Garmin Connect veya başka bir uygulamayla koşu ayakkabısı kilometresi tutuyorsanız işiniz kolay. Fakat bunun için mutlaka uygulama kullanmanız gerekmiyor; ayakkabınız zaten size bazı ipuçları veriyor.

1. Dış Taban Belirgin Şekilde Aşındıysa

İlk bakacağınız yer ayakkabının altı. Tabandaki desenlerin zamanla silinmesi tamamen normal; sonuçta ayakkabı yüzlerce kilometre boyunca yere temas ediyor ve ilk aldığınız günkü gibi görünmesini bekleyemezsiniz. Fakat dış taban kauçuğu tamamen aşınmış ve altındaki daha yumuşak orta taban köpüğü görünmeye başlamışsa durum değişiyor: ASICS de dış tabanın orta tabana kadar aşınmasını ayakkabının değiştirilmesini düşündürebilecek işaretlerden biri olarak gösteriyor.

Özellikle yağmurlu veya ıslak zeminde koşuyorsanız tutuş kaybını da göz ardı etmeyin. Bir ayakkabı ayağınızda hâlâ yumuşak hissettirebilir ama dış taban tutuşu ciddi şekilde azalmış olabilir.

2. Orta Tabanda Kalıcı Deformasyon Varsa

Koşu ayakkabısında işin büyük bölümünü orta taban yapıyor; çoğumuz ise ayakkabının altına baktığımızda yalnızca dış taban kauçuğuna odaklanıyoruz. Orta tabandaki köpük her adımınızda sıkışıyor ve ardından eski formuna dönmeye çalışıyor, dolayısıyla zaman içerisinde köpüğün yan duvarlarında kırışıklıklar veya çizgiler görmeniz normal. Bunlar kendi başına “ayakkabım bitti” anlamına gelmez.

Fakat köpük belirgin şekilde çökmüşse, iki taraf arasında ciddi yükseklik farkı oluşmuşsa veya ayakkabı düz zemine konulduğunda artık düzgün durmuyorsa daha dikkatli olmak gerekir. Bunlar fiziksel aşınmanın daha ileri seviyeye geldiğini gösterebilir.

3. Aşınma Ciddi Şekilde Tek Tarafa Yığılmışsa

Ayakkabının sağ ve sol tarafının birebir aynı şekilde aşınması gerekmiyor. Fakat tabanın belirli bir bölümü ciddi şekilde çökerken diğer taraf neredeyse sağlam görünüyorsa ayakkabının yere oturuşu zamanla değişebilir. 2011 yılında yaklaşık 200 mil, yani 322 kilometre kullanılmış koşu ayakkabılarıyla yapılan bir çalışmada koşu biyomekaniğinde bazı değişiklikler tespit edilmişti; araştırmacılar bu değişikliklerin büyük bölümünün küçük olduğunu da özellikle belirtiyordu.

Dolayısıyla aşınmış bir ayakkabı gördüğümüzde otomatik olarak “bu ayakkabı sakatlık çıkarır” demek doğru değil. Ama belirgin ve ileri seviyedeki asimetrik aşınmayı da görmezden gelmemek gerekiyor.

4. Ayakkabı Artık Eskisi Gibi Hissettirmiyorsa

Bu madde diğerlerinden biraz daha kişisel. Bir ayakkabıyı yüzlerce kilometre kullandığınızda ilk aldığınız gün nasıl hissettirdiğini unutmanız oldukça kolay. Bir süre sonra şunları fark edebilirsiniz:

  • darbe emişi daha sert gelebilir,
  • ayakkabı eskisi kadar canlı hissettirmeyebilir,
  • taban daha düz veya cansız hissedilebilir,
  • koşu sonrasında alışık olmadığınız rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Bunlar ayakkabıyı daha yakından kontrol etmeniz için işaret olabilir. Ancak burada önemli bir ayrım var: yeni başlayan her ağrının sebebi eski ayakkabı değildir. Antrenman hacmini artırmanızdan toparlanmaya, zeminden koşu temposuna kadar pek çok farklı neden olabilir; bu yüzden “dizim ağrıdı = ayakkabım bitti” şeklinde doğrudan bağlantı kurmak doğru değil. Devam eden veya şiddetli bir ağrı varsa mesele yalnızca ayakkabı değiştirmekten ibaret olmayabilir.

Koşu Ayakkabısı Dışarıdan Yeni Görünüyorsa Taban da Sağlam mıdır?

Temiz ve yırtıksız görünen bir koşu ayakkabısı sayasının yakın çekimi; koşu ayakkabısı dışarıdan yeni dursa bile orta taban yüzlerce kilometrede yorulmuş olabilir

Hayır. Koşu ayakkabılarının biraz yanıltıcı taraflarından biri de bu. Özellikle ayakkabınıza iyi bakıyor ve temiz kullanıyorsanız dışarıdan bakıldığında oldukça yeni görünebilir: üst saya temizdir, bağcıklar sağlamdır, filede yırtık yoktur ve hiçbir problem göremezsiniz.

Ama orta taban yüzlerce kilometredir her adımda sıkışıp tekrar açılıyor. Eski çalışmalar bile kullanım ilerledikçe ayakkabının darbe emme karakterinin değişebildiğini gösteriyor; bu nedenle yalnızca dış görünüşe bakarak karar vermeyin.

Karbon Plakalı Yarış Ayakkabıları Daha mı Çabuk Bitiyor?

Burada biraz dikkatli konuşmak gerekiyor. Karbon plakalı ayakkabının ömrünü aslında karbon plakanın kendisi belirlemiyor; belirleyici olan çoğu yarış modelinde kullanılan çok hafif yapı, yüksek enerji dönüşlü köpükler, ağırlığı azaltmak için sınırlı kullanılan dış taban kauçuğu ve performans odaklı tasarım. Bu ayakkabıların gerçekten daha hızlı koşturup koşturmadığını carbon plate ayakkabılar yazımızda ayrıntılı ele almıştık.

Modern yarış ayakkabılarında PEBA gibi gelişmiş köpükler sık kullanılıyor. 2024 yılında yayımlanan bir çalışmada yeni PEBA tabanlı gelişmiş koşu ayakkabıları EVA tabanlı versiyona göre daha iyi koşu ekonomisi gösterirken, yaklaşık 450 kilometrelik kullanım sonrasında PEBA ayakkabının bu avantajının azaldığı gözlemlendi. Bu bize oldukça önemli bir ayrımı gösteriyor: bir yarış ayakkabısı fiziksel olarak hâlâ kullanılabilir durumda olsa bile ilk günkü performans karakterini korumuyor olabilir.

Fakat buradan bütün karbon plakalı ayakkabıların 200 veya 300 kilometrede çöpe atılması gerektiği sonucunu çıkarmak da doğru değil; yeni nesil köpükler ve ayakkabı tasarımları sürekli değişiyor. Bu nedenle yarış ayakkabılarında iki farklı ömür düşünmek daha mantıklı: performans ömrü ve kullanım ömrü. Ayakkabı artık hedef yarışınızda kullanmak isteyeceğiniz kadar canlı olmayabilir ama tempo antrenmanlarında hâlâ gayet iş görebilir.

Yarış Ayakkabısını Her Antrenmanda Kullanmak Mantıklı mı?

Eğer tek koşu ayakkabınız buysa yapacak bir şey yok, elbette kullanabilirsiniz. Fakat yarış için özel olarak pahalı bir çift aldıysanız onu her kolay koşuda kullanmak pek ekonomik bir tercih olmayabilir; bütçe kısmı sizi ilgilendirmiyorsa durum değişir, biz ekonomik taraftan bakalım. Karbon plakalı bir modeli özellikle yarış günü performansı için aldıysanız, kilometrelerinin büyük bölümünü çok kolay koşularda tüketmenin size sağladığı fayda sınırlı olabilir.

Basit bir ayrım şöyle yapılabilir:

  • Günlük ayakkabı: kolay koşular ve kilometre toplamak için.
  • Tempo ayakkabısı: hızlı antrenmanlar için.
  • Yarış ayakkabısı: önemli antrenmanlar ve yarış günü için.

Üç ayrı ayakkabı almak zorunda değilsiniz. Ancak haftalık koşu hacminiz yükseldikçe bu ayrım daha anlamlı hale gelebilir.

İki Koşu Ayakkabısı Dönüşümlü Kullanmak Ömrü Uzatır mı?

Koşucular arasında sık duyulan tavsiyelerden biri şu: “Ayakkabıya 24–48 saat dinlenme verirsen köpük kendini toparlar ve daha uzun dayanır.” Bunun ayakkabının toplam ömrüne belirli bir kilometre eklediğini söyleyebileceğimiz kadar güçlü bir kanıt yok. Fakat iki ayakkabıyı dönüşümlü kullanmanın çok daha basit ve net bir avantajı var: toplam kilometrenizi iki ayakkabıya bölüyorsunuz.

Haftada 40 kilometre koştuğunuzu düşünelim. Tek ayakkabınız varsa bu 40 kilometrenin tamamı aynı çifte biniyor; iki ayakkabınız varsa 20 kilometre bir çifte, 20 kilometre diğerine gidiyor. Her ayakkabının kilometresi doğal olarak daha yavaş yükseliyor, üstelik farklı antrenmanlarda farklı ayakkabılar kullanabiliyorsunuz.

Bunun araştırma tarafında da ilginç sonuçlar var. 264 rekreasyonel koşucunun 22 hafta boyunca takip edildiği bir çalışmada birden fazla koşu ayakkabısını paralel kullananlarda koşuyla ilişkili sakatlık riski daha düşük bulundu; araştırmacılar bunun farklı ayakkabıların vücuda binen yükü çeşitlendirmesiyle ilişkili olabileceğini öne sürdü. Ancak burada kritik nokta şu: bu gözlemsel bir çalışma, yani “iki ayakkabı alın, sakatlanmazsınız” gibi bir sonuç çıkaramayız. Yine de düzenli ve yüksek kilometre koşan biri için ayakkabı rotasyonu gayet mantıklı bir seçenek olabilir.

Yeni Koşu Ayakkabısı Yarıştan Bir Gün Önce Alınır mı?

Pek değil. Teoride ayakkabı ayağınıza kusursuz oturabilir ve hiçbir problem yaşamayabilirsiniz, fakat 10, 21 veya 42 kilometrelik bir yarış bunun doğru olup olmadığını öğrenmek için pek iyi bir test alanı değil. Brooks yeni bir koşu ayakkabısıyla önce kısa bir koşu yapılmasını ve ilk denemede yaklaşık 20–30 dakika boyunca rahatsızlık oluşup oluşmadığının kontrol edilmesini öneriyor; sonraki birkaç koşuda süre ve yoğunluk kademeli olarak artırılabilir.

Burada eski tip “yeni ayakkabıyı haftalarca kırmak gerekir” anlayışı da modern koşu ayakkabıları için her zaman geçerli değil; ayağınıza doğru oturan bir model ilk koşudan itibaren rahat olabilir. Ama yarıştan önce şu soruların cevabını bilmek istersiniz:

  • Topuk kayıyor mu?
  • Uzun koşuda parmaklara baskı yapıyor mu?
  • Çorapla birlikte sürtünme oluşuyor mu?
  • Hızlandığımda ayakkabı hâlâ stabil hissettiriyor mu?
  • Bağcıkları nasıl ayarlamam gerekiyor?

Bunları yarışın beşinci kilometresinde keşfetmek istemezsiniz.

Yarıştan Ne Kadar Önce Yeni Ayakkabı Alınmalı?

Burada herkese uyan bilimsel bir “3 hafta” veya “50 kilometre” kuralı yok; takvimden çok test koşuları üzerinden düşünmek daha mantıklı. Yarıştan önce yeni ayakkabınızla en az bir kısa ve kolay koşu, yarış temposuna yakın bir antrenman ve mümkünse biraz daha uzun bir koşu yapabilecek kadar zaman bırakmak iyi fikir.

Pratikte yeni ayakkabıyı yarıştan 2–3 hafta önce almak çoğu koşucuya bunları yapabilecek kadar zaman sağlayabilir. Bu süreyi sihirli bir kural olarak değil, son dakika sürprizlerini azaltan bir güvenlik payı olarak düşünün. Özellikle maratonda kullanacağınız bir modeli yarış sabahı ilk kez ayağınıza geçirmek yerine önceden uzun sayılabilecek bir koşuda denemek çok daha mantıklı.

Yarıştan Hemen Önce Ayakkabı Değiştirmek Performansı Etkiler mi?

Yeni aldığınız ayakkabı eskisiyle tamamen aynı model ve aynı versiyonsa geçiş genellikle daha kolay olacaktır. Fakat ayakkabıyla birlikte drop, stack yüksekliği, sertlik, rocker geometrisi ve stabilite ciddi şekilde değişiyorsa yeni modele alışmak için biraz zaman bırakmak iyi fikir.

Örneğin yıllardır klasik bir günlük antrenman ayakkabısıyla koşup yarış haftasında ilk kez yüksek stack’li, agresif rocker yapısına sahip karbon plakalı bir modele geçiyorsanız mesele yalnızca yeni bir ayakkabı giymekten ibaret değildir; koşu hissiniz de ciddi şekilde değişebilir.

Koşu Ayakkabısı Kilometresi Nasıl Takip Edilir?

Bunu yapmak günümüzde oldukça kolay. Strava, Garmin Connect ve bazı diğer koşu uygulamalarında kullandığınız ayakkabıları ekipman bölümüne ekleyebilirsiniz; her koşudan sonra hangi ayakkabıyı kullandığınızı işaretlediğinizde toplam kilometre otomatik olarak o ayakkabıya eklenir.

Uygulama kullanmıyorsanız basit bir hesap bile yeterli olabilir. Haftada ortalama 20 kilometre koşuyor ve aynı ayakkabıyı yaklaşık altı aydır kullanıyorsanız 20 × 26 ≈ 520 kilometre yapıyor. Tam olarak 517 mi yoksa 526 kilometre mi koştuğunuzu bilmeniz gerekmiyor; zaten ayakkabının ömrünü kilometre hassasiyetinde hesaplayamıyoruz. Burada amaç sadece yaklaşık olarak nerede olduğunuzu bilmek.

Eski Koşu Ayakkabısı Günlük Ayakkabı Olur mu?

Çoğu zaman evet. Koşu performansından artık memnun kalmadığınız bir ayakkabıyı hemen çöpe atmak zorunda değilsiniz; şöyle bir geçiş mümkün olabilir:

  • Yarış ayakkabısı → hızlı antrenman
  • Hızlı antrenman ayakkabısı → kolay koşu
  • Koşu ayakkabısı → yürüyüş ve günlük kullanım
  • Gerçekten bitmiş ayakkabı → emeklilik

Ama son aşamada biraz dikkat etmek gerekiyor. Ayakkabının tabanı ciddi şekilde tek tarafa çökmüşse, dış tabanı kaygan hale geldiyse, orta taban köpüğü açığa çıktıysa, taban ile saya ayrılmaya başladıysa veya ayakkabı stabilitesini belirgin şekilde kaybettiyse artık vedalaşmak daha mantıklı olabilir.

Eski ve Yeni Ayakkabıyı Yan Yana Koyun

Bu yöntem ilk başta biraz gereksiz gelebilir ama oldukça işe yarayabilir. Bazı koşucular beğendikleri bir modeli yıllarca kullanıyor ve eski çift bittiğinde aynı modelden yenisini alıyor; siz de aynı ayakkabının yeni bir çiftini aldıysanız eskisiyle yan yana koyun ve şunlara bakın:

  • topuk yüksekliği,
  • orta tabanın yan duvarları,
  • dış taban deseni,
  • ayakkabının düz zemindeki duruşu,
  • topuk desteğinin şekli.

Sonra ikisini arka arkaya ayağınıza giyin. Yüzlerce kilometredir kullandığınız ayakkabının ne kadar değiştiğini bazen ancak yeni bir çift giydiğinizde fark ediyorsunuz; eski ayakkabınıza alıştığınız için zaman içinde gerçekleşen değişimi fark etmemiş olabilirsiniz.

Sadece Kilometreye Bakarak Ayakkabıyı Çöpe Atmayın

Belki de bu yazının en önemli kısmı burası. Bir ayakkabı 500 kilometreye ulaştığında “süresi doldu” demek çok kolay, ama kilometre yalnızca kararın bir parçası. Ben olsam üç şeyi birlikte değerlendirirdim: kilometre, fiziksel aşınma ve koşu hissi.

Kilometre yükselmiş, fiziksel aşınma belirginleşmiş ve ayakkabı koşarken artık eskisi gibi hissettirmiyorsa yeni bir çift düşünmenin zamanı gelmiş olabilir. Ama yalnızca kilometre yüksek diye hâlâ sorunsuz çalışan bir ayakkabıyı çöpe atmak zorunda değilsiniz.

Koşu Ayakkabısı Değişimine Karar Verirken

500–800 kilometre, koşu ayakkabısı durumunu daha yakından takip etmeye başlamak için hâlâ kullanışlı bir referans aralığı, ama bunu kesin bir sınır olarak görmek doğru değil. Dış tabana bakın, orta tabanın şeklini kontrol edin, belirgin ve tek taraflı aşınma olup olmadığına bakın ve en önemlisi ayakkabının koşarken artık nasıl hissettirdiğini takip edin.

Yarış için yeni bir çift alıyorsanız da işi son güne bırakmayın; ayakkabıyı birkaç farklı koşuda deneyin ve özellikle daha uzun mesafelerde ayağınızın nasıl tepki verdiğini görün. Koşu ayakkabısının üzerinde bir kilometre sayacı yok, ama biraz dikkat ettiğinizde ne zaman yorulmaya başladığını size zaten anlatıyor.

Advenway’ın kurucusu ve içerik üreticisiyim. Spor, doğa ve keşif merakımı; farklı branşları tanıtan rehberlere, rota önerilerine ve ekipman içeriklerine dönüştürüyorum. Araştırmalarımı ve kişisel deneyimlerimi açık, anlaşılır ve günlük hayatta kullanılabilir bilgilerle paylaşmayı önemsiyorum. Amacım, yeni bir spora başlamak ya da bir sonraki macerasını planlamak isteyenlerin daha bilinçli seçimler yapmasına yardımcı olmak.

Katkı

Bu yazı hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar yayımlanmadan önce okunuyor, o yüzden hemen görünmeyebilir. Soru sorabilir, düzeltme gönderebilir ya da kendi deneyimini ekleyebilirsin.

Yayımlanmaz, kimseyle paylaşılmaz.