Yazar

Advenway

Browsing

Trekking ayakkabısı alırken çoğumuz saatlerce araştırma yapıyoruz. İnceleme videolarını izliyor, kullanıcı yorumlarını okuyor, fırsat bulursak mağaza mağaza dolaşıyoruz. Konu trekking çorabı seçimine gelince ise aynı özeni pek göstermiyoruz.

Genel yaklaşım şu oluyor:

“Evdeki spor çoraplarından birini giyerim.”

Sonuçta çorap dediğimiz şey bir kumaş parçası. İyi bir trekking ayakkabısı aldıktan sonra ne kadar fark yaratabilir ki? Aslında düşündüğümüzden daha fazla fark yaratıyor.

Uzun yürüyüşlerde ayakkabının içindeki konforu yalnızca ayakkabı belirlemiyor. Ayağın terlemesi, çorabın kırışması, parmak dikişlerinin baskı yapması veya kumaşın ıslandıktan sonra geç kuruması ilk kilometrelerde önemsiz görünebilir. Yürüyüş uzadıkça bu küçük sorunlar sürekli kendini hatırlatmaya başlıyor.

Özellikle kabarcık, yani blister oluşumunda çorap tercihinin doğrudan etkisi var. Doğru trekking çorabı kabarcık ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaz. Ancak ayağın daha kuru kalmasına, sürtünmenin azalmasına ve ayakkabının içinde daha sabit durmasına yardımcı olabilir.

Koşuya çıkmışsınız, ilk kilometre gayet güzel geçiyor. Nefes yerinde, bacaklar şimdilik itiraz etmiyor. Tam “bugün iyi koşacağım” derken kaburganın hemen altında sivri bir ağrı başlıyor. Önce çok önemsemiyorsunuz. Birkaç adım sonra geçer diye düşünüyorsunuz ama tam tersine, ağrı giderek daha fazla batmaya başlıyor. Birkaç dakika önce gayet keyifli giden koşu, bir anda yan tarafınızla yaptığınız küçük bir mücadeleye dönüşüyor. Koşmuş veya hızlı yürümüş hemen herkes bu ağrıyı en az bir kez yaşamıştır. Genellikle “yan batması” diyoruz. Halk arasında ise “dalağım şişti” veya “dalağım ağrıdı” ifadelerini de sık duyuyoruz.

Yazın koşu programını sürdürmek isteyenlerin karşısına sık sık aynı soru çıkar: Sabah mı koşmalı, yoksa akşamı mı beklemeli? İlk bakışta cevap basit görünür. Sabah erken saatlerde hava genellikle daha serindir; dolayısıyla koşu için en uygun zamanın sabah olduğu düşünülür. Ancak sıcaklık tek başına yeterli bir ölçüt değildir.

Yaz aylarında kamp yapmanın keyfi gerçekten bir başkadır. Günler uzundur, hava genellikle açıktır ve hele ki deniz kenarına yakın bir yerde kamp yapıyorsanız ortamın tadı daha da güzel olur. Ancak güneş doğduktan kısa süre sonra çadır sıcağı tahmin ettiğinizden çok daha hızlı artabilir; çadırın içi kısa sürede bunaltıcı bir hâl alır. Bir süre sonra kampın manzarası, denizi veya doğası ikinci planda kalır; tek düşündüğünüz şey çadırın içinden nasıl çıkacağınız olur.